ALO TARIM Haber Portalınız

A+ A A-

KANSERE DOST-DÜŞMAN YİYECEKLERE DİKKAT

Kansere dost- düşman yiyeceklere dikkat

Medikal Onkolog Doç. Dr. Gürbüz Görümlü, kanserden korunmak için “dost” bilinen bazı sebze ve meyvelerin, kanser tanısı almış kemoterapi ya da radyoterapi gören hastalara “düşman” olabileceğine dikkat çekti.

Medikal Onkolog Doç. Dr. Gürbüz Görümlü, kanserden korunmak için “dost” bilinen bazı sebze ve meyvelerin, kanser tanısı almış kemoterapi ya da radyoterapi gören hastalara “düşman” olabileceğine dikkat çekti. Soya, greyfurt, nar, maydanoz gibi yiyeceklerin kanser tedavisi gören hastaların “yasaklar” listesinde ilk sırada yer aldığını belirten Doç. Dr. Görümlü, “kanser riskini azaltığı için tüketilmesini önerdiğimiz antioksidan meyve ve sebzeler, kanser tedavisi sırasında bazen yarardan çok zarar getirebiliyor. Örneğin nar ve greyfurt. Tedavi sürecinde yüksek doz antioksidan tüketimi kemoterapinin etkinliğini azaltıp, yan etkilerinin daha sık ortaya çıkmasına yol açabiliyor” dedi.

KANSER VE BESLENME

Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği, 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nü biri “Herkes için tedavi; imkansız değil” olan sloganlarla vurgularken, İzmir Kent Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Gürbüz Görümlü, “kanser ve beslenme ilişkisi”ne dikkat çekti. Doç. Dr. Görümlü, çeşitli araştırmaların her 100 kanser vakasından 9’unun diyet değişiklikleri ile önlenebileceğini öne sürdüğünü, yine farklı çalışmaların sağlıklı vücut kilomuzu koruyarak her 100 kanser teşhisinin 5’inin engellenebileceğini gösterdiğini söyledi. Sağlıklı diyet ve yaşam tarzının genel sağlığımız için büyük önem taşıdığını kaydeden Doç. Dr. Görümlü beslenmenin meme kanseri üzerine etkisini bir örnekle vurguladı. Görümlü, “Farklı ülkelerde meme kanseri sıklığına baktığımızda, bu veriler bize meme kanseri ve diyet ilişkisi hakkında çeşitli ipuçları veriyor. Japon kadınlarında meme kanserinin Amerikalı kadınlara göre oldukça düşük olduğu görülürken, Japon kadınların Amerika’ya göç ettiklerinde meme kanserine yakalanma risklerinin belirgin arttığı gözlenmiştir. Bu durum da iki toplum arasındaki meme kanseri risk farklılığının olası en büyük sebebinin genetik faktörlerden çok yaşam tarzı ve çevresel etmenler olduğunu düşündürmektedir. Bunlar içinde de en açık etken diyet olarak gözükmektedir” diye konuştu.

Yağ tanımında, sıvı yağlar, tereyağı, margarin yanı sıra etteki, balıktaki, çerezlerdeki yağın önemli olduğunun altını çizen Doç. Dr. Görümlü bisküvi, kek, çikolata ve benzeri hazır gıdalardaki yağ içeriğinin zengin olduğunun unutulmaması gerektiğini belirtti. Görümlü, “Yaklaşık 45 büyük çalışmanın birlikte yapılan değerlendirmesinde menopozdan sonra yağ tüketimi fazla olan kadınlarda daha az tüketenlere oranla meme kanseri sıklığının belirgin arttığı gösterilmiştir. Yine EPIC isimli Avrupa çalışmasında doymuş yağdan zengin gıdalarla beslenenlerde meme kanseri sıklığı 2 kat artmaktadır. Bu gıdalar arasında sosis,salam gibi işlenmiş et ürünleri, krema, çeşitli çikolata, pasta ve bisküviler yer almaktadır. Bununla beraber omega-3 balık yağı içeren gıdalardan zengin beslenmenin meme kanseri riskini azalttığı bildirilmektedir.                Kalsiyumdan zengin süt ve süt ürünleri ile beslenmenin meme kanseri riskini azaltabileceğine dair çeşitli veriler mevcuttur” dedi. 

Medikal Onkolog Doç. Dr. Gürbüz Görümlü sağlıklı beslenmek için protein, liften zengin meyve ve sebzelerin, kuru baklagillerin tüketiminin kanserden korunmada önemini vurguladı. Havuç, lahana, fasulye benzeri sebzelerde bulunan karoten adlı maddenin, soğan, brokoli, maydanoz, siyah çay, yeşil çay ve kereviz gibi çeşitli sebzelerde bulunan flavonol maddesinin meme kanseri riskinde azalmaya sebep olduğunu gösteren çalışmalar olduğunu kaydeden Doç. Dr. Görümlü kanser tanısı almış, kemoterapi ya da radyoterapi gören hastalara şu uyarılarda bulundu:

Soya sağlıklıyken yararlı, kanser tedavisi görürken zararlı

“Fito-östrojenler, vücuttaki doğal östrojene benzer aktivite gösteren bitkisel kökenli bileşiklerdir. Çeşitli fito östrojenler mevcut olup bunların bir kısmı soya ürünlerinde mevcut olup isoflavonlar adı verilir. Diğer bir kısmı çeşitli tahıl ürünlerindeki liflerde, meyve sebzelerde ve keten tohumunda bulunabilen lignanlardır.  Sağlıklı  menopoz sonrası dönemde bulunan kadınlarda tüketiminin meme kanseri gelişim riskinde ılımlı azalma sağlayabileceğini bildiren veriler olmakla beraber, içeriğindeki östrojen benzeri moleküller nedeni ile meme kanseri tanısı almış ve hormona duyarlı meme kanseri olan kadınlarda tüketilmemesi gerekmektedir. Hastalarımıza kemoterapi ve radyoterapi tedavileri alırken günde en az 8 bardak su ya da maden suyu olarak kalorisiz içecek tüketmelerini öneriyoruz. Süt ve süt ürünlerini az yağlı, kırmızı eti yağsız tüketmelerini istiyoruz. 

KEMOTERAPİ SÜRESİNCE NAR VE GREYFURT KESİNLİKLE YASAK

“Soya örneğini verdiğim gibi hastalarımızın kemoterapi ve radyoterapi sırasında başka bazı gıdalardan da uzak durmalarında yarar var. En belli başlı olanlar nar ve greyfurt. Özellikle nar tüketiminin kanser riskini azalttığını biliyoruz ama buna karşılık kemoterapi sırasında tüketimi sakıncalı. Narın içerisindeki bazı özel  bileşenler yüzünden tedavinin etkinliğini azaltıp tedavinin yan etkilerini daha sık ortaya çıkardığına yönelik çalışmalar var. Kesinlikle uyarıyoruz. Antioksidan A, C, E ve selenyum içeren meyve ve sebzelerin kemoterapi sırasında yoğun tüketilmesi doğru değil. Örneğin yeşil çay, taze meyve suyu tüketiminde de kısıtlamamız var. Günlük yeşil çayı 500 ml., taze sıkılmış meyve suyunu 300 mililitrenin üzerinde önermiyoruz. Çünkü yüksek doz antioksidan tüketimi kemoterapinin etkinliği üzerinde olumsuz etkilerde bulunabilir.”

 AKILLI TELEFONLARIN OLUMSUZ YANI

 

Kategori Sağlık

AB'DEN GDO'LU ÜRÜNLERİN YETİŞTİRİLMESİNE YASAK

NE KADAR ET TÜKETİYORUZ

Türkiye Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği (SETBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Ilgaz, "Türkiye'de kişi başı yıllık et tüketiminin 5-6 kilogram balık, 12-13 kilogram kırmızı et ve 19-20 kilogram beyaz et olarak toplam 37-38 kilogram civarında olduğu tahmin edilirken, aynı tüketimin 40 kilogram olduğu dünya ortalamasının biraz altında kalmaktayız" dedi.

Gıda sektörüne yönelik AA muhabirine değerlendirmede bulunan Ilgaz, Türkiye'de süt ve süt ürünleri sektöründe faaliyet gösteren yaklaşık bin 700 işletme bulunduğunu, 34 bin çalışanı olan sektörde 12 milyar lira üretim değeri ve 13 milyar lira satış cirosunun olduğunu belirtti.

Kayıtdışılığın Türkiye açısından önemli bir sorun olduğunu ifade eden Ilgaz, "Bunun tarım politikalarının oluşturulmasında yarattığı belirsizlik, halk sağlığı, tüketicinin ekonomik kayba uğrama riskinin yanında, kurallı çalışan işletmeler aleyhine yarattığı haksız rekabet ortamı ve devletin uğradığı gelir kaybına dikkat çekmek isteriz" diye konuştu.

Ilgaz, Rusya Federasyonu'nun ağustos ayında Avrupa Birliği (AB), ABD, Kanada, Avustralya, Norveç gibi bazı ülkelerden tarım ve gıda ürünü ithalatını 1 yıllığına yasaklamış olması sonucu, Rusya Federasyonu'na (aynı zamanda Rusya'nın gümrük birliği içerisinde olduğu Kazakistan ve Belarus'a) süt ürünleri ihracatı olanağının ortaya çıktığını anlatarak, "Yapılan çalışmalar neticesinde süt ve süt ürünleri veteriner sağlık sertifikası onaylanmış olup, ihracat kapımız aralanmıştır. Bir taraftan onaylı işletme sayısının artırılması çalışmaları, diğer yandan hedef pazara uygun ürünlerin geliştirilmesi ve dizaynı ile ticari hususlar üzerinde çalışmalar, görüşmeler sürmektedir. Yeni yılla birlikte ihracatta önemli bir ivme yakalanacağını düşünmekteyiz" dedi. 

 

- "Kişi başına yaklaşık 38 kilogram et tüketiyoruz"

 

Ilgaz, Türkiye'de kişi başı yıllık et tüketiminin 5-6 kilogram balık, 12-13 kilogram kırmızı et ve 19-20 kilogram beyaz et olarak toplam 37-38 kilogram civarında olduğunu belirterek, kişi başı tüketimin 40 kilogram civarında olduğu tahmin edilen dünya ortalamasının biraz altında kaldığını, bu değerlendirmede, dünya kırmızı et tüketim rakamı içinde önemli bir paya sahip olan domuz etinin Türkiye'de tüketilmediğinin de dikkate alınması gerektiğini kaydetti.

Uzun süredir dile getirdikleri besilik hayvan arzının yetersizliği sorununa çözüm olarak besilik hayvan ithalatının önünün açıldığını ifade eden Ilgaz, şunları dile getirdi:

"Kırmızı et maliyetlerimizin ve buna bağlı oluşan piyasa fiyatlarının dünya fiyatlarına göre yüksek ve rekabetten uzak olması nedeniyle kırmızı et ve ürünleri ihracatımız maalesef çok düşüktür, neredeyse yok seviyesindedir. Diğer sektörlerde (un, makarna, süt, yağ, şekerleme vb.) ihracatı desteklemek için Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında, dünya fiyatları ile hammadde ithalatı yapılarak maliyet dezavantajının giderilmesi ve ihracatın desteklenmesi modeli, kırmızı et sektörü için de mümkün kılındığında sektörün ihracat potansiyelini hayata geçirebilmesi söz konusu olabilecektir. Çünkü sektörün bilgi birikimi ve kapasitesi yeterlidir ve tek zaafı dünya fiyatlarına göre iki kat hatta rekabetçi ülkelerin maliyetlerine göre üç kat daha yüksek olan kırmızı et maliyetleridir."

Ilgaz, kırmızı et ve ticaretine, kesim sisteminden başlayarak standardizasyon getirilmesinin, kayıt ve kontrol dışı üretim ve ticareti ile mücadelenin, piyasa düzeni ve istikrarı açısından önem arz ettiğini aktararak, "Bu mücadeleden başarıyla çıkabilirsek, bunların sonucu olarak kişi başına kırmızı et tüketiminin de ihracatın da artmasını bekleyebiliriz" dedi. 

Bu yılın ilk aylarında yaşanan kuraklığın, tarladan sofraya değer zincirinde halka sayısının çokluğu, standardizasyon eksikliği, kayıt dışılık etkisiyle uzun vadeli ve sağlıklı politikaların oluşturulmasındaki zorlukların fiyat istikrarının kurulması ve sürdürülebilmesi önünde engel oluşturduğunu belirten Ilgaz, "Artan nüfusumuz, gelişen turizme bağlı olarak gelen turist sayısında elde edilen artış, kişi başına daha fazla gelir elde ediliyor olması proteinli gıdalara olan talebi artırmaktadır. Kırmızı et arzını, yükselen talebi karşılayabilecek kadar artıramadığımızda fiyat artışı kaçınılmaz olmaktadır. Yapısal olarak yem maliyetlerimizin yüksekliği, meralarımızdan yeterince istifade edemeyişimiz, hayvanlarımızın genetik kapasiteleri, etçi ırk hayvan varlığımızın olmayışı, işletmelerimizin ölçek büyüklüğünün optimalden uzak olması gibi verimlilik anlamında iyileştirmeye açık alanlarımızın olduğu gerçektir" diye konuştu.

 

- Özdemir: "Gıda perakende cirosunun 40 milyar dolara ulaşacağını öngörüyoruz"

 

Gıda Perakendecileri Derneği Başkanı Nihat Özdemir, organize gıda perakendesinin 2013 yılını yüzde 5 büyüme ile 36 milyar dolar ciroya ulaşarak kapattığını, bu yılın ilk 9 ayında ciro büyümesinin yüzde 9 olduğunu belirterek, yıl sonunda organize gıda perakende cirosunun yaklaşık 40 milyar dolara ulaşacağını tahmin ettiklerini kaydetti.

İstihdamın da yıllık artış ile 210 binden 245 bine ulaşmasını beklediklerini ifade eden Özdemir, "Mağaza sayılarımızda, satış alanlarında da yüzde 8 büyüme bekleniyor. Sektörümüz istihdama katkısını sağlamayı sürdürüyor. Mağaza formatlarında ise daha küçük metrekarelere yönelim olduğu görülüyor. Kaliteli ve hesaplı ürünler farklı formatlardaki mağazalarımızla yurdun her köşesindeki tüketicilerimizin hizmetine sunuluyor" diye konuştu.

Özdemir, organize perakende fiyatlarındaki değişimin, toplam enflasyon ve gıda enflasyonundan daha düşük seyrettiğini anlatarak, 2008 yılından bu yana TÜFE ve gıda enflasyonu ile bazı hızlı tüketim malları fiyatlarındaki artışın karşılaştırması sonucunda organize perakendedeki fiyatların genel gıda enflasyonunun gerisinde seyrettiğini kaydetti.

Gıda fiyatlarındaki artışın sebeplerine yönelik soru üzerine Özdemir, fiyat artışlarının neye, hangi yıla göre, daha yüksek ya da düşük olduğunun net olarak belirtilmesi gerektiğini aktaran Özdemir, "Üretici fiyat endeksi ile tüketici fiyat endeksinin karşılaştırılması gerekir. Bu karşılaştırma bize ana artışın nereden kaynaklandığını da net biçimde söyleyecektir. Tarım ürünlerindeki fiyat artışlarının tek bir nedeni yoktur. Mevsim değişikliklerinden ve doğal afetlerden tutun, dünyadaki stokların daralmasına, rusümlardan, tarımdaki verimsizliğe ve toprak dağılımına kadar birçok bizim dışımızdaki faktörlerden kaynaklı olarak fiyatlar artmaktadır" ifadelerini kullandı.

Özdemir, dağıtımın her zaman önemli bir fiyat unsuru olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Benzin mazot fiyatlarında her zaman oynamalar olur. Buradaki temel konu, perakende ile üretici arasındaki katmanların çokluğudur. Özellikle belirli işlevi olmayan, sadece aktarıcı konumdaki aracıların süreçlerden kalkması sadece gıda için değil tüm ürünler için geçerlidir. Ama bir katma değer yaratan ara kademeler her zaman varlıklarını sürdüreceklerdir. Bizler ağırlıkla süreç yöneten ve buralarda verimliliği gözeten organize gıda perakende firmalarıyız. Üretici, imalatçı ve tedarikçilerimizi de içeren süreçleri aynı anlayışla hepimizin ve özellikle de tüketicimizin yararına olacak şekilde yürütürüz. İlk kez bu yılın Eylül ayında gerçekleştirdiğimiz Ortak Gelişim Kongresi’nin ana hedefi de bu konuları ele alıp diyalog içinde işbirlikleri geliştirmekti. 2015 yılında yapacağımız 2. Ortak Gelişim Kongresi’nde de yine aynı hedefe kitleneceğiz."

 

 

Kategori Sağlık

EN BÜYÜK ZARARI BEBEK VE ÇOCUKLARA

EN BÜYÜK ZARARI BEBEK VE ÇOCUKLARA  

5 ilde uzun tarım bitkilerinin ekimi yasaklandı

Mardin, Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis ve Hatay'ın sınır hattında uzun tarım bitkilerinin ekiminin yasaklandı.

Kategori Tarım

KANSEROJEN TARIM İLACINA DİRENÇLİ GDO'LU MISIR DA KANSEROJEN ÇIKTI!

2015-2016 Balıkçılık Sezonu Akçakoca’da Düzenlenen Törenle Açıldı

Kategori Balıkçılık

YENİ SİGARA YASAKLARINI NASIL BULUYORSUNUZ ?

Kategori Sağlık

BAKAN ÇELİK: ÇİĞ SÜT SATIŞININ YASAKLANMASI KESİNLİKLE SÖZ KONUSU DEĞİL

Kategori Çiğ Süt

Yüzde 100 meyve sularına asitlik düzenleyici veya tatlandırma amacıyla şeker ilave edilmesini yasaklayan Türk Gıda Kodeksi Meyve Suyu ve Benzeri Ürünler Tebliği, 1 Ocak 2015’ten itibaren yürürlüğe girecek.

Meyve suyundaki yeni yasak devreye giriyor!

Meyve Suyu Endüstrisi Derneği (MEYED) Genel Sekreteri ve Dünya Meyve Suyu Federasyonu (IFU) Yönetim Kurulu Üyesi Ebru Akdağ, 1 Ocak 2015 tarihinde yürürlüğe girecek Türk Gıda Kodeksi Meyve Suyu ve Benzeri Ürünler Tebliği’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Saf meyve suyuna şeker eklenemeyecek

MEYED’in tebliğ taslağının hazırlandığı ve tartışıldığı ihtisas komisyonunda aktif rol aldığını belirten Akdağ, düzenlemedeki en radikal değişikliklerden birinin daha önceden yasal olarak tanımlanan sınırlarda, tat dengesinin sağlanması veya asiditenin ayarlanması için katılmasına izin verilen şekerin, yüzde 100 meyve suyuna eklenmesine izin verilmemesi olduğunu belirtti.

Öneri meyve suyu üreticilerinden geldi

Bu öneriyi meyve suyu üreticilerinin getirdiğini vurgulayan Akdağ, bunun sektörün kalitenin gelişerek korunması ve tüketicilerin bilinçlendirilmesine verdiği önemin bir göstergesi olduğunu söyledi.

İşlenen meyvenin ve kullanılan teknolojinin kalitesi sayesinde tat dengesini sağlamak için şeker katılmasına gerek duymayan sektörün, düzenleme öncesinde de yüzde 100 meyve sularını şeker katkısız olarak ürettiğine dikkati çeken Akdağ, “Ancak mevzuata göre çok az miktarda da olsa şeker katkısına izin verilmesi, ürünlere şeker katıldığı yanılgısına yol açıyordu. Dolayısıyla küçük büyük her üreticinin aynı gelişmişlik seviyesine gelerek, olası durumlarda şeker katmasının da önüne geçilmesi hedeflendi. Öte yandan bu yanlış algıların silinerek, tüketicilerin bilinçlendirilmesi ve yüzde 100 meyve suyunun eklenmiş şeker içermediğinin anlaşılması önemliydi” dedi.

“Başta AB pazarı olmak üzere 150 ülkeye ihracat yapıyoruz”

Türkiye meyve suyu sanayisinin AB’nin en gelişmiş teknolojilerini kullandığına ve yeterli teknik bilgiye sahip olduğunu bildiren Akdağ, ürünlerin başta AB pazarı olmak üzere dünya çapında 150 ülkeye ihraç edildiğini ifade etti.

Başta MEYED’in desteklediği saf meyve suyuna şeker eklenmemesi uygulamasının aynı zamanda Sağlık Bakanlığı ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının stratejileri kapsamındaki şeker, yağ ve tuz ic¸erigˆinin azaltılmasına yo¨nelik sekto¨rlerarası es¸gu¨du¨m ve is¸birligˆini sagˆlamak hedefleriyle de uyumlu olduğunu belirten Akdağ, “Bunu bakanlıklar ve sektörün tüketici odaklı gerçekleştirdiği olumlu bir gelişme olarak görüyoruz” diye konuştu.

“İçerdikleri meyve oranına göre 4 kategoriye ayırdık ama…”

Tüketicilerin ürün tercihlerini bilinçli yapmasına yardımcı olunması gerektiğini ifade eden Akdağ, meyve suyu ve benzeri ürünlerin içerdikleri meyve oranına göre 4 ana kategoriye ayrıldığını, ürünlerin isimlerinin ambalaj üzerinde yer alsa da henüz Türkiye’deki tüketicilerin ürün kategorileri arasındaki farkı yeterince bilmediğini söyledi.

Ebru Akdağ, şunları kaydetti:

“Bunların farklı ürünler olduğunu yeterince anlamış değil. Özellikle içerdikleri meyve miktarı bakımından meyveli içeceklerle aromalı içeceklerden farklı ürünler olan meyve suyu ve meyve nektarlarını tüketicilerin bilerek tüketmesi bakımından tebliğ kapsamında meyve suyu etiketlerinde ‘yüzde 100 meyve suyu’ ve ‘meyve suları ilave şeker içermez’ ifadelerinin yer almasının yolunun açılması da tüketiciler açısından olumlu bir gelişme. Bu tebliğ revizyon öncesinde de önceki direktifle birebir uyumluydu. Hatta önceki AB direktifinde meyve suyu ve püreleri için minimum briks (kuru madde oranı) yer almamaktayken, Türkiye’deki tebliğde bunlara yer veriliyordu. AB’de revize edilen direktifin yayınlanmasının ardından ülkemizdeki tebliğ de ilgili direktife bire bire uyumlu şekilde revize edilerek yayımlandı.”

Tebliğ, gıda işletmecilerine 31 Aralık’a kadar geçiş süreci tanıyor

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının 30 Aralık 2006’da yürürlüğe giren ve ilgili AB direktifinde yer alan yeni düzenlemeler esas alınarak yeniden düzenlenen Türk Gıda Kodeksi Meyve Suyu ve Benzeri Ürünler Tebliği, 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek.

Saf meyve suyu ve diğer içeceklerin ayrımı yapılan düzenlemede, “konsantreden üretilen meyve suyu, meyve nektarı, meyve suyu, meyve suyu konsantresi” olarak tanımları yer alıyor. Eski düzenlemede saf meyve sularına asitlik düzenleyici veya tatlandırma amacıyla şeker ilave edilebilmekteyken, tebliğle bu ürünlere şeker eklenmesi yasaklanıyor. Ayrıca domates suyu ve konsantreden üretilen domates suyu meyve suyu kategorisine alınarak, bu ürünlere tuz, baharat ve aromatik bitkiler katılabilmesine yönelik düzenlemeye gidiliyor. Tebliğ, gıda işletmecilerine 31 Aralık 2014 tarihine kadar geçiş süreci tanıyor.

“Meyve suları şeker içermez”

“Konsantreden Seyreltilen Meyve Suyu ve Püresi İçin Minimum Briks (suda çözünür kuru madde) Derecesi Tablosunda” belirtilen briks değerlerini de yeniden düzenleyen ve 1 Ocak 2015’te yürürlüğe girecek tebliğe göre, meyve suyu, konsantreden üretilen meyve suyu, meyve suyu konsantresi, meyve suyu tozu ve meyve nektarı üretiminde asitliği düzenlemek amacıyla limon suyu ve limon suyu konsantresine ilave olarak susuz sitrik asit cinsinden en fazla “3 gram/litre misket limonu suyu” ve/veya misket limonu suyu konsantresi de ilave edilebilecek. Ürün etiketlerinde “meyve suları şeker içermez” ifadesi bulunabilecek.

 

 

 

Kategori Gıda
Sayfa 1 / 2

Visit the best review site bbetting.co.uk for Bet365 site.

Tüm hakları saklıdır. © 2014