ALO TARIM Haber Portalınız

A+ A A-

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart Cumhurbaşkanı, eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin ve diğer ilgililer için Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

İŞTE, CHP’li Atilla Kart’ın suç duyurusu dilekçesi:

                                                                                                                      16 Aralık 2014

Cumhuriyet

Başsavcılığına

                        Ankara

 

 

Suç Duyurusunda

Bulunan                                  ; Atilla Kart.

                                                 CHP Konya Milletvekili.

                                                                 TBMM Anayasa ve Karma Komisyon Üyesi.

                                                  TBMM-Ankara

Haklarında Suç Duyurusu

Yapılanlar                               ;  

                                                  1- Recep Tayyip Erdoğan

                                                      Dönemin Başbakanı. 12. Cumhurbaşkanı-Ankara

 

                                                  2- Sadullah Ergin.

                                                       Dönemin Adalet Bakanı-AKP Hatay Milletvekili.

                                                       TBMM-Ankara.

 

                                                  3- Daimler  Crysler  AG  Firmasının  bağlı  şirketi olan

                                                       EvoBüs GmbH Firmasının Yetkileri.

 

                                                  4- Mercedes  Benz  Türk  A.Ş.  Firmasının   Yetkilileri.

 

                                                  5- İçişleri Bakanlığında 1997-1998-1999 yılındaki otobüs

                                                       alımlarına iştiraki olan yetkililer.

 

                                                  6- Kara Kuvvetleri Komutanlığında 1998-2006 yılları arasında

                                                            yapılan satışlarda yetkili olan Kişi-Kişiler.

 

                                                  7- Ankara  Büyükşehir  Belediye  Başkanı  İ.Melih  Gökçek  ve

                                                      dönemin diğer Yetkilileri.

 

Müsned Suç                            ;   Rüşvet vermek – almak suretiyle  TCK’nun 252 ve ilgili

                                                             maddeleriyle;   görevi kötüye kullanmak ve suçu bildirmemek

                                                             suretiyle TCK’nın 257 ve 279. maddelerine  muhalefet etmek.

 

Suç Tarihi                               ;   1997, 1998 ila 2006 yılları.                                    

 

Açıklamalar                           ;                                               

 Başbakanlık Sermaye Piyasası Kurulu Tarafından Adalet Bakanlığına gönderilen 26.12.2012 tarihli yazı ve eklerine göre;

 

 

 

 

                       

                          Daimler AG,  Delta&Pine Land Company, Turk Deltapine Inc. ve Siemens AG ünvanlı yabancı şirketlerin;  muhtelif ülkelerde rüşvet verdiklerine ilişkin olarak uluslararası basın ve yayın organlarında çıkan haberler üzerine; SPK tarafından 28.04.2010 tarihinde ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’ndan (United States Securites and Excange Commission ve SEC)  bilgi ve belge talep edilmiş ,  SEC tarafından belgelerin gizliliğinin korunması kaydıyla sadece Daimler AG hakkındaki belgeler gönderilmiş;

                        bu belgelerin suç kovuşturmasında kullanılmasının mümkün olduğu belirtilerek, bu değerlendirmenin yapılması için evrak ve eklerinin Adalet Bakanlığına gönderildiği  ifade edilmiştir.

 

                        · SPK’nın bu yazısı üzerine; Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, Adalet Bakanına iletilmek üzere “bilgi notu” hazırlamıştır. 4-2-USA-2012 sayılı “dosyaya-bilgi notuna” göre;

                         Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanlığı’nın; Alman Otomobil ve Kamyon üreticisi Daimler’e,  10 yıl boyunca aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 22 ülkede satış yapabilmek için 10 milyonlarca Avro rüşvet dağıttığı iddiasıyla dava açtığı ; 1998 ila  2008 dönemi için bu suçlamaların yapıldığı,  Adalet Bakanlığı tarafından Mahkemeye gönderilen ve Mahkeme tarafından kamuya açılan dava dosyasında, Daimler AG’nin Türkiye’deki iştiraki Mercedes Benz Türk’ün ;

                      aralarında İstanbul, Ankara ve İzmir  Büyükşehir Belediyelerinin de bulunduğu Kurumlar vasıtasıyla  rüşvet verdiğinin iddia edildiği; ABD Adalet Bakanlığının,  22 ülkede Devlet yetkililerine rüşvet verdiği iddiasıyla Mahkemeye gittiği;  Daimler’in  180 milyon dolar ceza ödeyerek dosyayı kapatmayı kabul ettiği şeklinde haberlere yer verilmiştir.

 

                        (II) SEC tarafından, Sermaye Piyayası Kuruluna gönderilen belgelerin incelenmesinde; yazı ekinde gönderilen tabloda , Daimler Chrysler AG firmasının bağlı şirketi Evobus ve MB TÜRK tarafından, araç satışına yönelik olarak  yurt içinde ve yurt dışında yapılan bazı anlaşmalarda yapılan haksız ödemelere ilişkin tanımlamalara yer verilmiştir.

                        Bu kapsamda ;  

 

                        1- İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı İETT ile EVOBÜS arasında 350 otobüs ve körüklü tipindeki 100 otobüs için;  2005 yılında yapılan 106 milyon Euro değerindeki anlaşmada  Faruk Öksüz’e 127.440 Euro, Milenyum şirketine 1.908,250 Euro, CEC Ltd. şirketine 2.556,000, Reconsult Ltd şirketine 1.253,000 Euro avukatlık ücreti altında birçok ödeme yapılması,

                        2- İzmir Büyükşehir Belediyesine bağlı ESHOT ile 1997 yılındaki 130 otobüs ve 2000 yılındaki 105 otobüs anlaşmasında 10.000 Alman Markı ve 120.000 Alman Markı ödenmesi,

 

 

                        3- İçişleri Bakanlığının 1997 yılındaki 10 otobüs, 1998 yılındaki 14 otobüs ve 1999 yılındaki 7 otobüs anlaşmalarında 25,337 Alman Markı, 2,840 Alman Markı, bir memura 300 Dolar ve Polis Kuruluşuna yaklaşık 1500 Alman Markı ödenmesi,

 

                        4-1997 yılında Dilovası Belediyesine yapılan otobüs satışında ve 1996 yılında Malatya Belediyesine yapılan otobüs satışında bağlantı kurmak için yapılan 60.000 Alman Markı ve 4.000 Alman Markı ödenmesi,

 

                        5- Kara Kuvvetleri Komutanlığına 1998-2006 yılları arasında yapılan satışlarda bir askeri yetkiliye verilen 5000 Alman Markı ödenmesi,

 

                        6- İETT ile yapılan 1997 -2006 yılları arasındaki anlaşmalarda MRS. X’e 50.000 Alman Markı, Ali Kemal isimli kişiye 5.000 Alman Markı ödenmesi,

                        7- Ankara Büyükşehir Belediyesi EGO ile 1998 yılında yapılan 250 otobüs anlaşmasında,  Belediye Başkanına her otobüs için 3.315 Alman Markı ödenmesi ve şirket tarafından yapılan 20.000 Alman Markı ödeme,

 

                        8- Mercedes Benz Türk firması tarafından Kuzey Kore, Letonya, Bulgaristan ve Libya’ya yapılan satışlarda ilgili ülke yetkililerine yapılan ödemelere yer verildiği görülmüştür.

 

            (III) 15.03.2011 tarihinde Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği Tarafından,

                   Adalet   Bakanlığı   Hukuk   ve   Dış   İlişkiler  Genel   Müdürlüğüne 

                   gönderilen  “Adli Yardım”  talebinin  gereği , Bakanlık  tarafından

                   “bihakkın”  yerine   getirilmemiş ;  evrak   “sümenaltı”  edilmiştir;

 

                        1- Bu husus 8 Aralık 2014 tarihli basın toplantısı metnimizin 3 ve müteakip sayfalarıyla 12 Aralık tarihli basın toplantımızda ayrıntılı olarak açıklanmıştır.

 

                        Her ne kadar dönemin Adalet Bakanı , Adalet Bakanlığının 28.01.2013 tarihli yazısıyla evrakın gereğinin takdir ve ifası için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğini ifade etmiş ise de; bu evrakın akıbetinin bilinmediğini, evrak akıbetinin Tarafımızdan takip ve tahkik edildiğini yeri gelmişken ifade ediyoruz.

                     Öte yandan ve daha da önemlisi ise; yukarıda sözü edilen Şüpheliler yönünden “suç mahalline göre”; adli soruşturma yönünden yetkili Savcılığın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı olduğu bilinmesine rağmen; dönemin Başbakanı ve Bakanı, en hafif deyimiyle  Türk Ceza Kanununun 257 ve 279.  maddelerini ihlal etmek pahasına , evrakın yasal gereğini yapmamışlardır.

 Başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmak üzere,  diğer Kurumlar hakkında da ayrıca suç duyurusunda bulunulacağını yeri gelmişken ifade ediyoruz.

                        Şüphelilerin suç mahallerinin farklı olduğu gözönüne alınarak; ilgili Cumhuriyet Savcılıklarına ayrı ayrı suç duyurusunun yapılması gereği vardır. Ayrıca; olayın vahamati, kapsam ve yoğunluğu gözönüne alınarak ve keza birçok Kamu Kurumunun olaya iştirak ettiği gözönüne alındığında; öncelikle , Başbakanlık Teftiş Kurulu vasıtasıyla olayın “idari soruşturmaya” konu yapılması gerekirken, bu yönde de hiçbir çalışmanın yapılmadığı bilinmektedir. Salt bu olay bile ; Şüpheli konumunda olan Başbakan ve Adalet Bakanının, böylesine ciddi bir olayın tahkik edilmesini istemediklerini ve bunu engellediklerini göstermeye yeterlidir.                                  

 

                        2- Sunduğumuz dokümanlara göre;

                        ilgili firmalar; yukarıda  isim ve sıfatları belirtilen Kurum Yetkililerine “rüşvet vererek” araç alımını sağlamışlardır. Sunulan belgeler ; uluslararası sözleşmeler ve evrensel hukuk normları ve “Adli Yardım Talepleri” kapsamında bağlayıcı olan belgelerdir. Adli soruşturma usulü dairesinde bu delillerin tahkiki zorunludur. Türkiye için hukuki anlamda “bağlayıcı” niteliği olan belgeler söz konusudur.

 

                      Ortada “soyut ve genel” bir suçlama söz konusu değildir. Delillerin, takdire bağlı olduğu bir hal söz konusu değildir. Aksine, somut ve kuvvetli deliller söz konusudur. Ancak, özellikle iddiaya ve bulgulara göre; Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanları ile ilgili iddiaların ağırlığı ve bulguların somut olması sebebiyle ; hem idari ve hem de adli tahkikatın savsaklanmak ve sürüncemede bırakılmaktan öte, sümenaltı edildiği görülmektedir.

 

                        · Bu kapsamda  Devlet nüfuzu, kamu görev ve yetkisi “açıkça,  organize ve yoğun suç kasdı” altında  kötüye kullanılmıştır.

 

                         (IV) Özetle; dokümanlarla ve yasal belgelerle ortaya çıkan bulgulara

 

                              göre, müsned suçun hukuki vasfı, ağırlıklı olarak “rüşvet

                              almak-vermenin” yanında, yukarıda sözü edilen diğer suçlardır.

 

                        1- Bilindiği gibi; 3628 sayılı “Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu; Kamu Düzeni, Kamu Güvenliği ve Kamu Hizmeti verimliliğini sağlamak konusunda düzenlenmiş olan en önemli yasalardan birisidir. Bu yasanın 17. maddesine göre; Kamu görevlileriyle ilgili olarak “…..rüşvet ve benzeri..” suçlamalar söz konusu ise ; bu kişilerle ilgili adli soruşturmalarda, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması hakkında Kanun hükümleri uygulanmaz.

 

                        Bir başka ifadeyle; yukarıda sözü edilen safahat, bulgular ve mevzuat karşısında ; Büyükşehir Belediye Başkanı ve diğer Şüpheliler hakkında “soruşturma izni prosedürünün” uygulanmaması, Cumhuriyet Savcılığının re’sen ve doğrudan adli soruşturmayı tekemmül ettirmesi zorunluluğunun bulunduğunu yeri gelmişken ve önemle ifade ediyoruz.

                        2- Bir diğer önemli husus; Anayasamıza göre, Cumhurbaşkanının göreviyle ilgili suçlardan dolayı yasal sorumluluğunun bulunmadığı açıktır.  Ancak, hem Cumhurbaşkanının ve hem de Başbakanın “görev” dönemindeki âdi nitelikteki suçlardan dolayı yasal sorumluluklarının bulunduğu hususunda,  artık akademik anlamda bir tartışma söz konusu değildir.

 

                        Bu sebeple; suçlamanın mahiyeti ve dosya kapsamına göre; hem dönemin Başbakanı ve Cumhurbaşkanı ve hem de Adalet Bakanı hakkında;  “görevi kötüye kullanmak ve Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi” eylemini gerçekleştirdikleri gerekçesiyle; Anayasanın  83 ve Adalet Bakanlığının 100/1 sayılı genelgesi doğrultusunda fezleke düzenlenerek , TBMM Başkanlığına intikal ettirilmesi gerekliliği vardır.

 

                        3- Arz olunan ve re’sen görülecek sebeplerle;

                        soruşturma icrasıyla , Şüpheliler hakkında 3628 sayılı Yasanın âmir hükümleri de gözönüne alınarak gerekli idari-yasal tedbirlerin alınmasına; haklarında Kamu davası açılmasına ve fezleke düzenlenmesine karar verilmesini saygıyla talep ederim.

 

                                                                                                          Suç Duyurusunda Bulunan

                                                                                                          Atilla Kart

 

 

 

Kategori Siyaset

BÜYÜKŞEHİRDEN ÜRETİCİLERE GÖRÜLMEMİŞ DESTEK

CHP LİDERİ KILIÇDAROĞLU TARIM TOPRAKLARI TEHDİT ALTINDA

Kategori Toprak

CHP Balıkesir Milletvekili ve Milli Eğitim Kültür Gençlik ve Spor Komisyonu Üyesi Namık Havutça, öğretmenlere nöbet hizmeti karşılığında ücret ödenmesi için kanun teklifi verdi.

Kategori Eğitim

NEREDEN ÇIKTI BU SAVAŞ (2)

NEREDEN ÇIKTI BU SAVAŞ (2)

Kategori Siyaset

TARİHİN EN BÜYÜK ZEHİRLENMESİ İŞTE SON SAYI

Kategori Sağlık

ANAYASA MAHKEMESİNİN İNTERNET KARARI

Anayasa Mahkemesi (AYM), Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na (TİB) dört saat içinde internet sitesi kapatmak yetkisi veren düzenlemenin de dahil olduğu bazı torba yasa maddelerinin iptaline ilişkin gerekçelerini açıkladı.

 AYM, verdiği iptal kararlarını “Kamu düzeni, hukukun dışlandığı yerde daha çok bozulur” gerekçesine dayandırdı. AYM, gerekçeli kararında hak ve özgürlüklerin ölçüsüz şekilde sınırlandırılmasının tehlikesine de dikkat çekti.

 AYM’nin konuya ilişkin gerekçeleri, mahkeme kararı olmaksızın, Başbakan ve Ulaştırma Bakanı’nın talimatı ile internet sitelerine erişimi 24 saat engellemeyi öngören yeni bir tasarı hazırlayan hükümete demokrasi ve hukuk dersi niteliğinde. Zira AKP hükümeti, AYM’nin TİB’e dört saat içinde site kapatmak yetkisi veren düzenlemeyi iptal etmesinden sonra “24 saat tasarısını” hazırlamaya başlamıştı.

AYM, 2 Ekim’de yürürlüğe giren Torba Yasa’daki tartışmalı birçok düzenlemeyi CHP’nin başvurusu üzerine görüştü. Bunlardan dördünü iptal etti; ikisi hakkında da yürütmeyi durdurma kararı verdi. AYM, bu iptal kararlarının 81 sayfa tutan gerekçelerini yeni yılın ilk gününde açıkladı. Karar ve gerekçeler, Resmî Gazete‘de 01.01 2014 tarihinde yayımlandı.

GEREKÇELER, ŞÖYLE:

 “Yasalarla idareye keyfi davranma hakkı tanınamaz. Kamu düzeni, hukukun dışlandığı, yargının etkisiz kaldığı yerde daha çok bozulur. Bazı işlemlerin telafisi imkânsız zarar doğurmayacağının peşinen kabulüyle yürütmenin durdurulması kararı verilmesinin engellenmesinin kamu yararı ve kamu düzenini korumayacağı açıktır. Dava konusu kuralla idari yargının yürütmenin durdurulması kararı vermesi engellenmektedir. Bu engelleme anayasadaki sınırlama sebeplerini aşan hakkın özünü zedeleyebileceği bir durum olduğu gibi idari yargının zen güçle araçlarından birinin elinden alınması suretiyle yargısal denetimin kısıtlanmasına da yol açmaktadır. Bu nedenle düzenleme hak arama özgürlüğüne de aykırıdır. Hukuk sisteminde mahkeme kararlarının icrasının engellenmesi hallerinde mahkemeye erişim hakkı da anlamını yitirir. Adalete olan inancın ve güven duygusunun sarsılması, devletin temeli sayılan adaleti koruyan ve sağlamakla görevli yargı organının işlevsiz hale getirecek, yargı kararının bağlayıcılık ifade etmemesi algısı yaratıldığında ise idareye keyfi davranış sergileme imkânı verilmiş olacaktır. Hak arama özgürlüğünün bir gereği olan mahkemeye erişim hakkı bu kararın etkili şekilde ve gecikmeksizin uygulanmasını da gerektirir mahkeme kararlarını uygulanamaz hale getiren düzenlemeler erişim hakkını da imkânsız hale getirir. Dava konusu kuralla mahkeme kararlarının sonuçsuz kalmasının yolu açılmıştır. Kişilerin devlete güven duymaları temel hak ve özgürlüklerden yararlanabilmeleri ancak hukuk güvenliği ve üstünlüğünün sağlandığı bir hukuk düzeninde gerçekleşebilir. Mahkeme kararlarının gecikmeden uygulanmasını sağlayacak tedbirlerin alınmasını hukuk devletinin asgari gereklerindendir. İdarenin, mahkeme kararlarının gereğini yerine getirmesi anayasadaki bağlayıcılık ilkesi gereği temel bir görevi olup bunları geciktirme ya da uygulamama gibi bir tercih hakkı bulunmamaktadır.”

 

 

 

 

TBMM' NE İLK KEZ CANLI HAYVAN SOKULDU

Meclis böylesini ilk kez gördü

Kategori Hayvancılık

İztuzu Plajı'nın özelleştirilmesine tepkiler sürerken, Muğla Turizm Çevre Vakfı Tic. Limited Şirketi (MUÇEV), buradaki tesislerin işletmesini alan Dalyan Çevre Geliştirme Turizm İnşaat Emlak ve Otel A.Ş.'den (DALÇEV) hukuksal süreç sona erene kadar herhangi bir faaliyette bulunmamasını istedi.

Dünyaca ünlü İztuzu Plajı'nın Aralarında AKP Ortaca belediye başkan adayı Ramazan Oruç'un da bulunduğu İngiliz ortaklı özel şirket DALÇEV'e verilmesinde geri adım atıldı.


Muğla Valiliği bünyesine bağlı olarak kurulan Muğla'ya Hizmet Vakfı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na bağlı Türkiye Çevre Koruma Vakfı'nın yüzde 50 ortaklığıyla kurulan Muğla Turizm Çevre Vakfı Tic. Limited Şirketi (MUÇEV), DALÇEV'e gönderdiği yazıda, “Ortaca 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 25 Aralık 2014 tarihli kararıyla, şirketleriyle geçen 16 Haziran'da yapılan Dalyanağzı günübirlik alan işletme protokolünün hükümlerinin uygulanmasının yürütmesinin tedbiren durdurulduğuna dikkati çekip, hassasiyet gösterilerek herhangi bir faaliyette bulunulmama” istendi. 

MUÇEV Müdürü İbrahim Akoğlu imzasıyla dün DALÇEV'e gönderilen mahkeme kararının da ekte sunulduğu resmi yazıda, "Ortaca 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin aldığı kararlar doğrultusunda hassasiyet göstermeniz, herhangi bir faaliyette bulunmamanız ve hukuksal sürecin sonunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın talimatlarının doğrultusunda hareket edileceği hususunu bilgilerinize rica ederim" denildi.

CHP Ortaca İlçe Başkanı Mehmet Sertkaya, MUÇEV'in DALÇEV'e gönderdiği yazının sevindirici bir gelişme olduğunu belirtip, "Bizler en başından beri İztuzu plajının kamuda kalmasını ısrarla telep ediyorduk. Bu dünyaca ünlü çok özel bölge, bir kaç bin lira için birilerine peşkeş çekilmemeli, kar ve paraya kurban edilmemelidir. Yazı DALÇEV'e ulaşmış durumda. Mahkeme kararı çıkana kadar DALÇEV'in İztuzu'nda yapacağı işlemler duruduruldu" dedi.

Öte yandan, İztuzu'ndaki tesislere DALÇEV'in tekrar girmemesi için İztuzu Kumsalını Koruma Platformu (İKUP) öncülüğündeki nöbet ve direniş merkezine ilgi artıyor. Pazar günü yapılacak“Keşke dememek için keşkek günü” etkinliğine, 5 bini aşkın yurttaşın katılması bekleniyor.

Kategori Çevre

Soma'da inanılmaz skandal! Sayıştay şoke etti!

Yüzlerce işçinin can verdiği Soma Maden işletmelerinin devlete sattığı kömürün yarısı taş çıktı.

Sayıştay, 301maden işçisinin öldüğü madeni işletenSoma A.Ş.’nin devlete kömür diye çoğu zaman taş gönderdiğini, devletin de bunları satın aldığını ortaya koydu.

Hürriyet gazetesinin haberine göre Sayıştaydenetçileri,Soma A.Ş.’nin kamuya 2013 yılında sattığı 2.3 milyon ton kömürün 1.5 milyon tonunu mercek altına aldı. Bunun sadece 768 bin tonunun kömür olduğu, geri kalanın işe yaramadığı açıklandı.

CHP Manisa Milletvekili ve TBMM Soma Komisyonu Üyesi Özgür Özel ise bu tespitin sonucunda devletin 49 milyon TL’ye kadar zarara uğratılmış olabileceğini veSoma A.Ş.’ye haksız bir biçimde fazla ödeme yapıldığını iddia etti. Sayıştayraporuna göreSoma A.Ş. 2013 yılında devlete 2.3 milyon ton teslimat yaptı. Sayıştay’ın mercek altına aldığı 1 milyon 549 bin 311 ton karışım yıkamaya verildi. Bundan da sadece 768 bin 791 ton temiz kömür elde edilebildi. Kalan 780 bin 520 ton çöpe gitti.

Soma A.Ş.’nin anlaşmasına göre, şirketin çıkardığı kömür-taş karışımı kamu tarafından alınıyor ve bu karışım temizleniyor. ÇünküSoma A.Ş.’nin anlaşması tüvenan üretimi kapsıyor.
Tüvenan kömür, bir kömür ocağından tabi olarak çıkarılıp hiçbir işleme tabi tutulmayan ham kömüre deniyor.

CHP Manisa Milletvekili ve TBMMSoma Komisyonu Üyesi Özgür Özel, “Tüvenan normalde daha az üretim yapan küçük madenlere uygulanır. Bu modelde ortalama yüzde 60 kömür, yüzde 40 taş olur.Soma A.Ş.’nin ürettiği 2.3 milyon ton kömürün 1.5 milyon tonu mercek altına alınmış. 800 bin tonunun ne olduğu bilinmiyor. Elde edilen kömür sadece 768 bin 791 ton. Buna göreSoma A.Ş.’de kömür olan kısım yüzde 33’ü aşmamış. Bu kadar düşük rakamlar başka hiçbir yerde yok. Bu rakamlara göre devlet 49 milyon TL’sini taşlara yatırmış” dedi.

SÖZLEŞMEYE UYULMADI

Ege Linyitleri İşletme Müdürlüğü’nün 2013 dönemini inceleyen Sayıştaydenetçilerinin raporunda,Soma A.Ş.’ye de bir bölüm ayrıldı. Raporda, rödovans sistemi ile çıkardığı tüm kömürü kamuya satan şirketin, düşük kalorili kömür sattığı vurgusu da yapıldı. Firmanın taahhüt ettiği ve sözleşmede yer alan hükümlere göre, üretilecek kömürün baz kalori değerinin 2.250 kcal/kg olması gerekiyordu. Buna karşın fiili durumdaSoma A.Ş.’nin ürettiği kömürün ortalama kalorifik değeri 2.213kcal/kg oldu. Sözleşmeye göre kalorisi 1.800 kcal/kg altında kalan kömürün de reddedilmesi ve alınmaması gerekiyor. Ancak firma, 2013 yılı ile 2014 yılının ilk 4 ayına isabet eden 10 değişik çalışma gününde kalorifik değeri 1.653 ile 1.788 arasında değişen kömürlerden 54 bin tonunu devlete verdi ve karşılığında hiçbir cezai müeyyide ile karşılaşmadı.Soma A.Ş.’nin, 2013 yılı içerisinde sadece eylül ve ekim aylarında baz kalori değerinin üstünde kömür ürettiği, geride kalan 10 ayın tamamında ise belirtilen 2.213kcal/kg değerin altında kömür üretimi yaptığına da dikkat çekilen raporda, şöyle denildi:

KÖMÜRÜN YARISI ATILDI

“Soma A.Ş.’nin çıkardığı kömürden 1 milyon 549 bin 311 tonu yıkamaya verilmiş, 780 bin 520 tonu kayıp kömür olarak atılmış ve geriye kalan kısımdan sadece 768 bin 791 ton temiz kömür elde edilebilmiştir. Yani ocaklardan çıktığı haliyle satın alınan kömürün yaklaşık yarısı hiçbir işe yaramadığı için atılmıştır. Firma, düşük kalorili kömür üretmiş olması nedeniyle sadece 3.8 milyon TL eksik ödeme aldı. Bir başka deyişleSoma A.Ş.’ye 149.3 milyon TL yerine 145.5 milyon TL hakediş ödendi. Ancak Ege Linyitleri İşletme Müdürlüğü’nün hem operasyon kayıpları, hem de satılabilir kömür miktarlarının azlığı nedeniyle uğradığı kayıplar çok daha fazladır... Bu nedenle daha yüksek kalorili ve Elektrik Üretim A.Ş.’ye satıştaki protokol şartlarına uygun kömür üretiminin sağlanması için gerekli tedbirlerin alınması önerilir.”

‘KAMU, KÖMÜRÜ REDDETMEMİŞ’

Sayıştay raporunda yer alan teknik saptamaların ne anlama geldiğini iseSoma Komisyonu üyesi Manisa Millevekili Özgür Özel anlattı:

“Türkiye Kömür İşletmeleri’nin,Soma A.Ş. ile yaptığı anlaşma ‘tüvenan’ üretimi kapsıyor. Devlet, şirketten ürettiği kömürün tamamını alıyor ve önce ayıklama yapıyor, sonra da yıkamaya gönderiyor. Taş oranının yüksek olmaması için de kalori sınırları konuluyor. Ortalama getirilen kömürün kalorisi 2 bin 250’den düşük olduğunda ‘taş oranı fazla olur’ deniyor. Ama burada 2013 yılının 10 ayında bu değerin altında kömür getirildiğini ve kamunun da bunu aldığını görüyoruz. Öyle ki en alt değer olan 1800 kalorinin altına inildiğinde dahi kamu bu ürünü reddetmemiş, almış. Bu şekildeSoma A.Ş. 2.3 milyon ton kömür satmış. Bu kömür, ilk başta büyük kaya parçalarından arındırılmış, rakam 1.5 milyon tona düşmüş, o da yıkandığında sadece 768 bin ton kömür elde edilmiş.”

"İŞÇİLER KAYA ÇIKARTIYORUZ DEMİŞTİ"

MeclisSoma Komisyonu üyesi CHP Manisa Millevekili Özgür Özel, “Soma’ya defalarca gittik. Sayıştay’ın bu raporu oradaki işçilerin açıklamalarıyla uyuşuyor. İşçiler ‘Biz bir yerden kömür çıkarıyorduk, bir yerden taş çıkarıyorduk. Özel olarak kaya delicilerle çalışıyorduk. Bir üretim bandı boş gittiğinde (Kömür yoksa, taş da mı yok) diye azar işitiyorduk’ diyorlardı. Sayıştayraporu işçilerin açıklamalarını resmiyete dökmüş. Buradaki hesaplamalara göre, devlet 49 milyon TL’yi taşlara ödemiş. Bence daha da dramatik olan bölümü şu ki, SayıştaySoma A.Ş.’yle ilgili bölümü’ ocaklardan alım yaparken; kantarlardan kayaçların geçirilmesinin önlenmesi gerekir’. Bu ne demek biliyor musunuz? Kantara bildiğiniz kayaç yani kayaları da eklemişler, onları da kamuya satmışlar. Göz göre göre kaya, taş satmışlar devlete. Sistematik olarak kamu taşa para ödemiş” dedi.

 

 

Kategori Ekonomi
Sayfa 1 / 4

Visit the best review site bbetting.co.uk for Bet365 site.

Tüm hakları saklıdır. © 2014