ALO TARIM Haber Portalınız

A+ A A-

Kanserli Çocuklara ‘’Her şey Bir Gülücük için’’ projesi 

Her şey bir gülücük için

Kanser hastası çocukların ilacı moral

Adana Büyükşehir Belediyesi bünyesinde kurulan Büyükşehir Atölye, sosyal sorumluluk projelerine destek vermeye devam ediyor. Kanser hastası çocuklara ulaştırılan oyuncaklar, yaşama tutunmaya çalışan miniklere moral oldu.

İsmail Kulak Anadolu Lisesi öğretmen ve öğrencilerinin başlattığı ‘’Her şey Bir Gülücük için’’ projesi kapsamında toplanan oyuncaklar, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Pediatrik Onkoloji Bölümü’nde yatan kanser hastası çocuklara ulaştırıldı.

Adana’da faaliyet gösteren kurum ve kuruluşların yaptıkları sosyal sorumluluk projelerine destek olduklarını ve olmaya devam edeceklerini bildiren Adana Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Semra Sakar, bu hususta Büyükşehir Atölye‘nin toplumun tüm dinamiklerini harekete geçiren bir birim olduğunu kaydetti.

Projede görev alan İsmail Kulak Anadolu Lisesi Öğretmenlerinden Sergin Şahinoğullarıgil  ve Gülçin Yenilmez Tekes, bu projede görev alan öğrencilerinin büyük bir özveri ile çalıştıklarını, kapı kapı gezerek hanelerden oyuncak topladıklarını belirterek, toplumsal farkındalıkları ön planda öğrenciler yetiştirdikleri için memnuniyetlerini dile getirdiler.

Projenin emektarı öğrencilerden, Kübra Hayta, Nazife Nur Süyük, Beyza Küngür ve Sıla Cenkseven Büyükşehir Atölye‘yi sosyal medyadan takip ettiklerini ve çalışmalarını çok beğendiklerini, kendi projelerinde de Atölye’nin destek vereceğine emin olarak başvurduklarını belirterek, Büyükşehir Atölye Ekibi’ne ve Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü ‘ye teşekkür ettiler.

Kategori Etkinlikler

Bu Belediye ‘’Verimli Tarım için Eğitim’’ veriyor

Kategori Etkinlikler

SIĞIRLARA ELEKTRONİK KÜPE

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiriciliği Merkez Birliği tarafından organize edilen Sığırlarda Elektronik Küpeleme Projesi Toplantısı Ankara’da gerçekleşti. Toplantıya Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nı temsilen Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Hayvan Sağlığı ve Karantina Daire Başkanı Nahit YAZICIOĞLU katıldı.

Avrupa’da ve Türkiye’de ilk defa hayata geçecek olan Sığırlarda Elektronik Küpeleme Projesi Toplantısı’nda konuşma yapan Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Başkanı Cemalettin ÖZDEN projenin önemine değinerek bu projenin yürütülmesinde damızlık birliklerinin birlik ve beraberliğinin önemli olduğunu söyledi. Projenin içeriği hakkında konuşma yapan Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Hayvan Sağlığı ve Karantina Daire Başkanı Nahit YAZICIOĞLU projenin 2015 Mayıs ayına kadar faaliyete geçeceğini açıkladı. Hayvan sağlığı ve hayvanların kayıt altına alınmasıyla alakalı çalışmalar yaptıklarını ifade eden YAZICIOĞLU, küpe alımlarını gerçekleştirdiklerini ve el terminalleri alımıyla ilgili ihale sonuçlandırma gerçekleştirme işlemlerinin sürdüğünü söyledi. “Zaman zaman bazı arkadaşlarımızı ziyaret ettiğimizde kendileri el terminallerini kullanarak kaydettikleri hayvanların doğrudan sisteme gitmesini ve bazı verilerin izlenmesi konusunda kolaylıklar getireceğini ifade ettiler. Biz de biraz sabırlı olmaları gerektiğini biz bunu kesin bazda uygulamayı düşünüyoruz” dedi.

Elektronik küpelemeye başlayana kadar klasik küpeleme faaliyetlerinin devam edeceğini, ilde küpeleme faaliyeti varsa proje başlayana kadar mevcut küpeleme yöntemini uygulanacağını ifade eden YAZICIOĞLU, birliklere el terminalleri eğitimleri verildikten sonra verilen tarihten itibaren elektronik küpeleme sistemine geçebileceklerini söyledi. “Biz koyun keçide şu şekilde yaptık. Herkese son takacağı klasik küpe numarasını verdik. Tahminen mayısa kadar yetecek aralıkta verdik ve bundan sonra kimse klasik küpe bastırmasın dedik. Ondan sonra ilk doğacak kuzu elektronik küpe takacak dedik. Aynı faaliyeti sizin için de yapacağız. Dolayısıyla bu iş gecikebilir. Biz diyoruz ki el terminallerinin teslimatı önümüzdeki günlerde olması gerekiyor. El terminallerini edinin eğitimlerini tamamlayın her türlü hazırlığı yaptıktan, elinizdeki klasik küpeler bittikten sonra elektronik bastırın ve devam edin diyeceğiz”

Salgın hayvan hastalıklarının mücadelesini devletin yapmak zorunda olduğunu ve buzağı ölümleriyle ilgili çalışmalar yapmakta olduklarının altını çizen YAZICIOĞLU, “Her bir veri bizim ülkesel bazda yapacağımız mücadele için önemli. Biliyorsunuz ki yeni açılan işletmelerde zorunlu hale getirdik. Sistemden işletmeleri incelemeye başladık. Geçmişte hiçbir veri olmaksızın sadece beyanla çalışılıyordu. Pasif işletme ve aktif işletmeler ayırt edilemiyordu. Şimdi bunu rahatlıkla ayırt edebiliyoruz ve sisteme o şekilde geçmesini sağlıyoruz” dedi. Yılsonuna kadar işletmelerle birlikte hayvan alım ve satımını kayıt altına alma çalışmalarını bitireceklerini ayrıca hastalıklarla ilgili işletmeleri hayvan refahı hayvan sağlığıyla ilgili sertifikalandırdıklarını ifade eden YAZICIOĞLU ayrıca hayvan taşıma araçlarını sertifikalandırıp taşıyıcı personeli eğittiklerini söyledi. aynı zamanda hayvan sahibi işletmelerin hayvanlarını rahatlıkla satabileceğini fakat ticari anlamda alım satım yapan kişilerin sertifikasını almış kişiler olacak dedi.

 

 

Kategori Hayvancılık

ÖSYM BAŞKANI'NDAN KOPYA AÇIKLAMASI

ÖSYM Başkanı Demir, KPSS'de kopyaya ilişkin yürütülen soruşturmada 2010 öncesi ve sonrasındaki tüm sınavları inceleyeceklerini açıkladı. Demir, olağandışı durumlar tespit edilirse, bazı adayların yeniden sınava çağrılabileceğini söyledi

ÖSYM Başkanı Ali Demir, 2010'da yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavları'nda (KPSS) kopya çekildiği iddiaları konusunda, "Bu konuda savcılıktan bize gelen her türlü talebi, kamuoyundan bize gelen her türlü uyarıyı, ihbarı biz son derece ciddi, titiz olarak alıyoruz. İncelemelerimiz, sadece 2010 öncesiyle kalmayacak. 2010 sonrasındaki sınavlarımıza da yeniden kritik bir gözle bakacağız. Hak ve adaleti zedeleyen her türlü unsuru ortadan kaldırmak adına incelemelerimizi yapacağız" dedi.

'2010 öncesiyle kalmayacak'

Demir, yaptığı açıklamada, 2010 KPSS'de kopya gerekçesiyle eğitim bilimleri sınavının iptal edildiğini ve sınava ilişkin soruşturmanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütüldüğünü hatırlattı. Demir, 2010'daki KPSS'nin temmuzda gerçekleştirildiğini, sonuçların ağustosta açıklandığını, kendisinin ise eylülde göreve geldiğini anımsattı. Kopya tartışmalarının büyük bir kısmının da 2010 ve önceki yıllara ait sınavlara ilişkin olduğunu söyleyen Demir, "Bu konuda savcılıktan bize gelen her türlü talebi, kamuoyundan bize gelen her türlü uyarıyı, ihbarı biz son derece ciddi, titiz olarak alıyoruz. Fakat tabii ki incelemelerimiz sadece 2010 öncesiyle kalmayacak. 2010 sonraki sınavlarımıza da yeniden kritik bir gözle bakacağız. Hak ve adaleti zedeleyen her türlü unsuru ortadan kaldırmak adına incelemelerimizi yapacağız" diye konuştu.

'Haklar geri alınabilir'

Sınavlarda herhangi bir olağandışı durum söz konusuysa bunları yeniden gündeme getirilmesi, haksız kazanımlarla elde edilen hakların geri alınması konusunda her türlü yasal imkanın bulunduğuna işaret eden Demir, bu konuda çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Gerek 2010 KPSS gerekse 2012 adli yargı sınavlarına ilişkin yürütülen soruşturmaların bir an önce sonuçlandırılmasını ve burada haksız kazanım elde edenlerin gerekli cezayı almasını istediklerini kaydeden Demir, "Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı pek çok sınavı bu kapsamda inceliyor. KPSS de onlardan bir tanesi. Biz de bütün desteği veriyoruz. Takdir tamamen yargıya ait. Orada ne denilirse biz onu yapmak durumundayız, gerekeni yaparız" diye konuştu.

2012'deki adli yargı sınavında bir olağan dışılık tespit ettiklerini ve sınavı ÖSYM'nin geçersiz ilan ettiğini hatırlatan Demir şöyle devam etti: "Arkadaşlarıma şu talimatı verdim. Bazı sınavlar öncelikli olmak üzere aynı sınavlara farklı zamanlarda girmiş ve olağandışı gelişmeler kaydetmiş olanları çıkarın, bunları yakından inceleyelim ve haksız kazanım varsa bunu tespit edelim. Bunu şu anda gündeme getiriyoruz. Bazen bu belki yeniden sınava davet etme şeklinde olacak. Yasa buna müsaade etmektedir. Bazen de bunlar hakkında suç duyurusunda bulunma olacaktır ve yasal takibi yapmak durumunda olacağız ve yapacağız."

 

Kategori Eğitim

Eğitim camiasında ve basında çokça tartışılmaya başlanan 'Değerler Eğitimi Seminerleri’nin inanç ve ideoloji temelli tartışılmasının ciddi sakıncalar oluşturacağını söyleyen DES Genel Başkanı Gürkan Avcı, “20 yıl önce UNESCO tarafından başlatılan ve ABD, Japonya, Hollanda gibi hemen her gelişmiş ülkede hayata geçen ‘Değerler Eğitimi’nde Türkiye çok geç ve geride kalmıştır. Çocuklarımızın etik gelişimi açısından çok hayati bulduğum ‘Değerler Eğitimi’nde geç kalmamız yetmiyormuş gibi şimdide konuyu siyasi ve ideolojik zeminde tartışıyoruz. Bu tartışma çocuk ve pedagoji merkezli yapılmalı ve biran önce hayata geçirilmelidir.” dedi.

Milli Eğitim Bakanlığı protokolüyle valilikler kontrolünde okullarda verilecek ‘Değerler Eğitimi Seminerleri’nin; dürüstlük, demokrasi, adalet, saygı, özgürlük, ahlak, erdem, sevgi ve vicdan gibi evrensel değerlerin ve bunların alt başlıklarının ‘etkinlik temelli’ bir eğitim uygulamasıyla öğrencilere kazandırılması gerektiğini ifade eden Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) Genel Başkanı Gürkan Avcı, “Toplumun hemen her kesiminin itirafıdır ki; millet olarak ciddi anlamda ihtiyaç hissettiğimiz etik ve evrensel değerlerin günlük hayatımızda güçlenerek hayat bulmasını hedefleyen bu eğitimi Türkiye’nin siyasi ve ideolojik yönlere çekme lüksü olamaz. Erdem, ahlak, etik gibi değerlerin eğitimi; matematik, sosyal, fen gibi derslerin öğretimi kadar önemlidir” diye konuştu.

Okullarda öğrencilere verilecek ‘Değerler Eğitimi Seminerleri’nin zorunlu değil tercihe bağlı olması gerektiğini kaydeden DES Genel Başkanı Gürkan Avcı, DESAM (Demokrasi ve Eğitim Stratejik Araştırmalar Merkezi) organizasyonunda Ankara Elit Otelde yapılan ‘Değerler Eğitiminin Değerlendirilmesi’ adlı toplantıda konuyla ilgili yaptığı konuşmasında şunları kaydetti;

YÜKSEK EĞİTİM DAHA ÇOK SUÇ İŞLEMEK İÇİN Mİ?

Şehirlerimizde gerçekleşen terör olaylarında araba yakan, kamu mallarına zarar veren gençlerin çoğunun üniversite öğrencisi ve mezunu olduğunu ve yine milletin canına, malına kasteden, devleti soyan, çalan çırpan kişilerin genelde eğitimli, diplomalı insanlar olduğu gerçeğini 77 milyonluk bir ülke olarak; başımız iki elimizin arasında düşünmeliyiz ve nerde hata yaptığımızı bulmalıyız.

Bu gerçek karşısında, eğitimi, insan olma, ahlaklı olma, faydalı olma ve mutlu olma perspektifinden değerlendirmemiz gerekiyor.

DİPLOMA İÇİN EĞİTİM!

Küresel dünyanın her geçen gün proaktif bir parçası olmaya başlayan Türkiye'de 'eğitim hangi erdemler ve meziyetler için olmalı' denmesi gerekirken, hangi diploma için' ‘ne kadar maaş için’ denilir durumdadır. Türkiye'de eğitim halen insanların meslek edinmesi için bir vasıta olarak algılanıyor. Bizim milli eğitimimiz ezberci, sınavcı, diplomaya endeksli bir eğitim politikası izliyor.

MEVLANA VE HACI BEKTAŞ VELİNİN TORUNLARIYIZ AMA!...

Sevginin, hoşgörünün, aşkın, kucaklamanın, şefkatin simgesi haline gelen Mevlana, Hacı Bektaş Veli gibi nice büyük değerlerin bakiyesi bir toplum olarak; 'benliğinden sıyrılma' , 'herkese anlayışına göre hitap etme', 'gözlem ve şüphe', 'değişim, yenilik, gelişme ve yücelme' gibi birçok yeni, ilk ve çağdaş görüşleri eğitim sistemimize kazandıramamış olmak millet olarak büyük bir eksikliğimizdir.

Türkiye için kişisel ve toplumsal öz saygı konusunda ciddi sorunlarımız var. Türkiye’de ekonomik refah yükselirken erdem ve ahlaki değerlerin de yükselmesi gerekir. Millet olarak değerlerimiz ne kadar güçlü ve derinlikli olursa toplumsal kurallarımız da o denli sağlıklı ve etkili gelişir. Böylece özellikle gençliğimizin rol model aldığı kişiler ve popüler kültürümüzdeki imajlarda bundan etkilenerek doğru bir mecraya akmaya başlar. Kültürel ve tarihi jeopolitiğimize uygun özgün değerlerimizle çağdaş dünyaya katkı sunabiliriz. Çünkü hem kurumsal anlamda hem ülke anlamında hem de içinde bulunduğumuz bölge ve dünya anlamında, değerler eğitimi konusunda bilimsel temelde kıyasıya eleştirel katkıya ihtiyacımız vardır.

MİLLET OLARAK ERDEM VE AHLAKTA ŞAŞIRTICI BİR ZENGİNLİĞE SAHİBİZ AMA!..

Milli eğitimimizde değerler ve davranışlar konusunda bütüncül bir yaklaşım gerekmektedir. Ahilikten alabileceğimiz cömertlik, paylaşım ve üretim gibi çok değerli hazinelerden tutun askeri, mimari, adli, edebi, ilmi, estetik, şiir, müzik gibi bizleri besleyen tüm özgünlüklerimizi bütüncül bir yaklaşımla ele alan değerler eğitimi politikalarının geliştirilmesine ihtiyaç vardır.

Kimi toplumsal kesimlerimiz millet olarak tarihî ve kültürel anlamda etik, ahlak, vicdan, erdem gibi değerler anlamında hiçbir şeye ihtiyacımız olmadığını düşünebilir. Fakat kadınlar, çocuklar, engelliler, haram, yolsuzluk, yozlaşma, torpil, rüşvet, dışlama, tahammülsüzlük ve kamu hakkı gibi hususlarda çağdaş ülkelerin çok geresinde olduğumuzu en azından uygulama anlamında ciddi sıkıntılarımız bulunduğunu kabul etmeliyiz.  Tarihi anlamda şaşırtıcı bir zenginliğe sahibiz ama bu birikimi günlük hayata bir türlü geçiremediğimiz gibi teknolojik gelişmelere ve yeniliklere göre özgün bir şekilde güncellememiz de gerekiyor. Dahası bu zenginliğimizin güçlenerek yeniden hayat bulması gerektiği gibi bu asil ve kadim milli karakteristik özelliklerimizin romanlara, müzik eserlerine, sinema filmlerine dönüştürülmesi bile gerekiyor.

EĞİTİM POLİTİKALARINDAKİ VİZYONSUZLUK İLLÜZYON DOĞURDU!

Türkiye'nin, bir asrı geçkin süredir yabancıların telkin ve tavsiyeleriyle şekillenen bir eğitim politikası olması çok üzücüdür. Tercüme odalarında hazırlanan eğitim reformlarıyla özünden ve hedefinden uzaklaşan bir eğitim sistemi ile karşı karşıyayız. Eğitim sistemimize yön veren yabancıların arkasındaki kültüre hayran, kendi değerlerine yabancı, kozmopolit bir gençliğin yetişmesine seyirci kalıyoruz. Eğitim politikalarımızda tutarlı bir vizyon yakalamalıyız. Vizyon olmazsa büyük bir illüzyonla genç nesillerimizi heba etmeye devam ederiz.  Türkiye'nin küreselleşen dünyada en önemli gayrimenkulü, özde insana ve erdemlere önem veren bir eğitim sistemi olacaktır.

KÜRESELLEŞME VE MORAL DEĞERLERİMİZ!

Eğitimin, çağımızın en önemli gayrimenkulü olduğunu yeterince anlayamadık. Şimdi de küreselleşmeyle birlikte kişilerin etik gelişimine bağlı olarak kişisel dinamiklere sahip olmasının ne kadar önemli olduğunu ıskalamak üzereyiz. Moral değerleri güçlü insanların daha mutlu ve başarılı olduğu, topluma artı değer katma noktasında daha verimli olduğu ve bununda etik eğitime bağlı olduğu gerçeği karşısında Türkiye'nin moral değerleri olan, etik gelişimini tamamlamış bilgisayar mühendisi, doktor, teknokrat ve bilim adamlarına her zamankinden daha çok ihtiyacı olduğunu görmemiz gerekiyor.

DAHA İYİ BİR DÜNYAYA TÜRKİYE’NİN KATKISI OLACAK MI?

Gelişmiş ülkeler değerler eğitimine çok önem vermektedir. Etik eğitimin önemini her geçen gün daha iyi kavrayan gelişmiş ülkeler değerler eğitimini ders programı ile vermekte ve yeni nesillere öğretmek ve artan sorunların çözümüne katkıda bulunmak üzere "Daha İyi Bir Dünya İçin Değerlerimizi Paylaşalım" adlı programlar geliştirmektedir.

ÇAĞDAŞ DÜNYA DEĞERLER EĞİTİMİNDE ÇOK YOL KATETTİ

Gelişmiş ülkeler, temel insan haklarına, insan varlığının onuruna ve değerine olan inancı yeniden pekiştirmek amacıyla 12 evrensel değer olarak işbirliği, özgürlük, mutluluk, dürüstlük, sevgi, alçakgönüllülük, barış, saygı, sorumluluk, sadelik, hoşgörü ve birlik değerlerini eğitim sistemine yerleştirmiştir. Türkiye'de yozlaşan kişisel ve toplumsal değerlerin tekrar gelişmesi amacıyla "Etik Eğitim Eylem Planı" adı ile bir değerler eğitimi programını hızla hayata geçirmelidir. Eylem planında anılacak değerlerin, toplumun tüm kesimleri tarafından üzerinde uzlaşılmış değerler olarak tespit edilmiş olması da önemli bir husus olacaktır.

DEĞERLER EĞİTİMİNDE ÇAĞDAŞ ENSTRÜMANLAR KULLANMALIYIZ!

Bunun yanı sıra değerlerimizi ve kültürümüzü çocuk ve gençlerimize sevdirecek film, tiyatro, çizgi film, animasyon, oyuncak ve oyun gibi basılı ve görsel yayın ve materyalleri hazırlanmalıdır. Ayrıca Türkçe ve sosyal bilgiler derslerinde kültür ve değerler eğitimine daha fonksiyonel ve pratik uygulamalarla yer verilmelidir.

GENÇLİK ve SPOR, KÜLTÜR BAKANLIĞI İLE RTÜK NE YAPMALI?

Cinsellik, şiddet, magazin içeren televizyon programlarındaki olumsuzluklara karşı RTÜK, Gençlik ve Kültür Bakanlığı gibi kuruluşlar daha hassas davranmalıdır. Ayrıca iletişim fakültelerinin ders programlarına değerler ile ilgili bir ders ya da program eklenmelidir. Öte yandan okullarda yapılan tüm kutlama, tören ve sosyal etkinlikleri değerler eğitiminde bir fırsat olarak görülmeli, öğrencilerle birlikte anne babalarının da katılımını sağlayacak özendiriciliğe sahip kılınmalıdır. Okullardaki rehber öğretmenlere hizmet içi kurslarla etik ve değerler eğitimi konusunda formasyon verilmelidir.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI’YA ÇAĞRI!

Küreselleşme ile birlikte yerel ve küresel değerlere verilen önem artmakta ulusal alandaki değerler ise gerilemektedir. Türkiye, evrensel değerlerin oluşumunda temel aktör konumunda olması gerekirken, daha çok etkilenen ülke konumda olması üzücü ve düşündürücüdür. Bu itibarla ivedilikle orta öğrenimde ahlak eğitimi açısından din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin niteliği zenginleştirilmeli, değerler eğitimi konuları işlenmelidir.

SINAVLARDA BAŞARILI OLMAK YETERLİ OLMAMALI!

Okullarda, akademik başarıya odaklanma ve sınavlarda başarılı olmanın ön plana çıktığını ve bu nedenle etik eğitim ve değerler eğitiminin işlevselliğinin göz ardı edildiğini görüyoruz. Eğitim ezberci metotla öğrenciye aktarıldığı için, davranışlar haline dönüşemiyor. Bunun için öğretmen yetiştiren fakültelerde değer eğitimine ilişkin özel bir ders bulunması, mesleğe yeni giren öğretmenlere adaylık eğitimi sürecinde değerler eğitimiyle ilgili program hazırlanması ve okullarda öğrenci davranışlarını değerlendirecek bir 'Onur Kurulu' oluşturulması gerekiyor.

DEMOKRATİK EĞİTİMİ SİSTEMİ TEK ÇARE!

Demokrasi ve insan hakları odaklı söylemlerin uluslararası düzeyde etkin biçimde gündeme gelmesiyle değerler ve demokratik eğitim sistemine verilen önem arasında da bir ilişki bulunduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Demokratik eğitim sistemi, bir yönüyle değerlere dayalı bir sistemdir. Milli Eğitim Bakanlığı, yenilenen öğretim programlarıyla özellikle geçen yıllarda açıkça gerek öğretim yöntemlerinde gerekse programın genel yaklaşımında değerler eğitimi konusuna değinmiş, programların amaç ve kazanımları arasında ulusal ve evrensel değerlere ilk kez yer vermeye başlamıştır.

Değerler ve etik eğitimin önemsenmesindeki temel faktör, son yıllarda geleneksel değerlerin giderek yıpranması ve bundan boşalan yerlere yeni değerlerin ikame edilememesinin farkındalığıdır. Değer eğitimi, demokratik bir toplumun başarısı için temel gerekliliktir. Demokrasiyi içselleştiren ve ahlaki boyutuyla hemfikir olan insanlar, diğerlerinin haklarına saygı, kanunlara uyma, kamu yaşamına gönüllü katılım ve toplumun İyiliğiyle ilgilenirler.

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI VE YÖK NE YAPMALI?

Bu nedenle Milli Eğitim Bakanlığı ile YÖK bünyesinde 'Etik Eğitim ve Değerler Eğitimi Strateji Geliştirme Merkezi' adlı bir birim kurulması gerekiyor. Eğitim sistemimizin, öğrencilerin, toplumun duygu, inanç, öncelik ve değerlerinin farkında olmasını, güçlü ve zayıf yönlerini bilmesini ve yaşam onuruna sahip olmasını ve karar almasını ve kararını uygulamasını ve 'yaşam becerileri eğitimi' olarak gelişmesini sağlama vizyonu olmalıdır. Eğitim sistemimiz, öğrencilerimizin hayat boyu kendisine rehberlik edecek bilgi, beceri ve duyguları öğrenmesini sağlama sorumluluğu vardır. MEB ve YÖK eğitimin tüm aşamalarında eğitimcilerin rollerini çok iyi tanımlayıp bu konuda örnek ve rol modeli olmaları gerçekleştirme ve değerlerimizi sınıfta ve okulda, çeşitli etkinlikler aracılığıyla aktarılır ve öğrenilir hale getirme zorunluluğu vardır. Bu temel değerler, okul kültürüne yansıtılmalıdır.

 

 

Kategori Eğitim

SÖZLÜ:TARIM ARAZİLERİ İMARA AÇILMAYACAK YÜKSEK YOĞUNLUK YOK

Kategori Çevre

Tarihi geçmiş ilaçların imhası için, Eczacı Odası’na destek

Kategori Sağlık

Tarım Ambarı Yenişehir’de Organik Tarım Yapan Yok

Yenişehir Ziraat Odası Başkanı Sadi Aktaş, “Yenişehir Türkiye’nin organik tarımda en önemli merkezi olabilir, yeter ki devlet destek olsun” dedi.

Yenişehir’in Türkiye’nin en büyük tarım ovalarından birisine sahip olduğunun altını çizen Ziraat Odası Başkanı Sadi Aktaş, “İlçede 30 bin dönümden fazla bakir toprak bulunuyor, şayet bu alanlar devlet tarafından koruma altına alınırsa, iddia ediyorum ki en kaliteli organik ürünler yetiştirilip Avrupa ve dünya ülkelerine ihraç edilir. Yeter ki bizlere destek olunsun” diye konuştu.

Aktaş, şu anda Yenişehir ilçesinde organik tarım yapan olmadığına dikkat çekerek, “İlçede 30 bin dönümden fazla bakir toprak bulunuyor eğer bu alanlar koruma altında olursa çiftçimiz en kaliteli organik ürünleri Yenişehir’den dünya pazarına gönderebilir. Bizler Ziraat odası olarak her türlü katkıyı vermeye hazırız. Kızılhisar, Mecidiye, Aydoğdu, Terziler köylerimiz, gerek bakir toprakları, gerekse havası ile organik siyah incir ve papaz eriği yetiştirilmesi için Türkiye’nin en uygun bölgesidir” dedi.

Başkan Aktaş sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çiçeközü, Fethiye, Terziler, Alaylı göletleri sulamaya açılmadan bu bölgelere yakın yerler koruma altına alınmalıdır. Bugün Çiçeközü, Karaamca, Yazılı, Mahmudiye, Fethiye, Alaylı gibi köylerimizde ise meyve sebzelerin her çeşidi organik olarak rahatlıkla yetiştirilebilir. bu konuda valimizden, milletvekillerimizden ve Tarım Bakanımızdan destek bekliyoruz. Bize öncülük yapılmasını istiyoruz”.

organik tarımda YATIRIM VE İŞLETME KREDİLERİNDE FAİZ İNDİRİM MİKTARLARI

 

 




Kategori Organik Tarım

BABACAN'DAN ERDOĞAN'I KIZDIRACAK DEMEÇ

Başbakan Yardımcısı Babacan, sürdürülebilir büyümenin ancak yapısal reformlarla gerçekleştirilebileceğini belirterek “Bu reformları yapmak hükümetlerin görevi. Merkez Bankalarının elindeki araçlar belli. Ellerinde sihirli değnek yok” dedi.

Kategori Ekonomi

"FINDIK FİYATLARININ YÜKSELMESİNDEN NİÇİN BU KADAR RAHATSIZSINIZ"

Kategori Tarım
Sayfa 1 / 19

Visit the best review site bbetting.co.uk for Bet365 site.

Tüm hakları saklıdır. © 2014